IP adresi


sayfa içeriği

merhaba

  • 13/5/2008 - Bn. Nurçimen(dvmı)
  • Kategori: SIIRLERIM
     
     

    Dönek çukurunda nice geçişler

    var ve bağırırlar, çoğu, ki bağırsınlar.

    Bir anlam çıksın derler ama

    böyle ya da, işte derim.

    Şap üstüne oturan muğlaklarla

    kötü amaçlı kötü fikir beyanlıları

    bile tam bir değilken;

    kötülere bu şabalakların

    yolu açması,

    hiç adil değil.

    Ve bu, 'düzgün' bu değil.

     

     

    Kılçık görüntüleri görüyorum,

    sersemce bukalemunluklarında,

    hiçbir şeyi değişmez sanıp

    bir de köktenciyim diyebilen.

    Üstüne bir de tşk isteğini dile getirebilen;

    Bir de çiçekler görüyorum, diğer,

    her yanda, açan...

     

     

    Düşmüş kazancıbaşı kazana

    Hopdediks neyi hoplattı

    şaraba banılmış, yatırılmış ördek

    ziyafetine’ne kraliyet garnizona

    giden Domuz yahnisi köy patikalarında

    -çatısı saman gibi evlerde bekler

    karısı, çoluğu, çocuu-

    Bayan sonsuzluk,

    söyle bana!?

     

     

    ‘ Aix’ kırbaki}

    {çevresinde Sainte Victoire dağı;

    evin çevresini, manzarayı kapatan binalar ördü.

     Bir söz, bekliyorum.

    kısraksın şövalyeysen, hem şövalyesin.

    gece ermiş

    hakkaniyetli yollar da çıkar.

    oturuyor olmalı hayali bir sallanan iskemlede

    Cézanne

    hayali bir şekilde,

    hali vakti yerinde Edgar Degas’ın da

    … “Apsent içen”tablosunda

    eski şapka giymiş arkadaşı}

    {ressam Marcellin Despoutin,

    kilden yapılma ince piposu

    ve bezmiş adam görüntüsüyle,

    de rock and roll

    yapıyor o puf koltukta.

     

     

    Sapanla olmasa,

    katederek 7 düveli gelmezdi de

    demek içimden gelmez;

    doğru değil.

     

    Hayır. açık alana çıkmadı Nurçimen,

    zaten oradaydı.

    Bir odada sevindirik olan kişi,

    kendini korumasını bilmeyecek bir şey yok.

    Kısadır zürafa

    avcuna toplatır

    uzun yaprağa,titrer bacakları.

    Çünkü bebekler

    ağlasalar da doğuyorlar.

    Vortigern diye bişey vardı,

    Katederek gökleri uçarak geldi akbaba;

    demiştim:

    kanatlıydı ama uzundu kolları,

    yani eli oraklı.

    Dedim ki, ‘ne iş?..’

    ‘..Tanıdık değil, bu karartı.

    hiçbir şey…’

    “Haa…” demişti, şaşırmak değildi.

    ‘Dengeliyorsun tamam,

    ama yanlışa icra ediyorsun.’ dedim.

    Uçtu gitti.


     

     

    Elbette.bu çeşit uçanla

    kalan aynı değildi.

    Çünkü kalan

    kuşların müjdecisiydi.

    akın akça

    -

    aklımda oluşandan sonra şu siteye baktım

    ve bu şiir ortaya çıktı.

    http://www.tarihsayfam.com/medeniyetler-tarihi/galya-ve-galyalilar.html

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 13/5/2008 - Bn. Nurçimen
  • Kategori: SIIRLERIM
     

    Dönek bir Galyalı değildi

    bayan Nurçimen;

    sırtına Roma tarzı bir manto

    çekecek

    ya da Provence Roma valisinden

    Germen saldırısı odaklı

    yardım isteyecek

    denli,

    alçalmış...

    Kutsanmış

    olmalılardı;

    bu "Kekler",

    Kelt uygarlığı. V. yüzyılda,

    bu sefer göçmen kavimler saldırdı;

    ki Fransa işte, Fransa yani...

    Provence valisi Sezar

    kurdu insan tuzaklarını bunlara;

    yardım isteyince de Vercingetorix'in çocukları,

    püskürtüverdi Germen istilacıları.

    Bu Kekler,

    işte bu kekler;

    kutsanmış olmalılar ,gaipten.

    Açıklanamaz gibi gelen

    her şeye inanmışlar.

     

     

    Priamos da güvenmişti Apollon'a

    ama gereğince/gerektiğinde

    engel olmazsan yeleye, kendi öz iradenle,

    atı alan Üsküdar'ı geçer,

    atı sokar da Truva'ya.

     

     

    İki üç dua bilen

    Jan Val Jan çocukluğu:

    'duydun mu bayan Nurçimen'i’!

    onun sessiz, biz, ama derinden sesini!!?

    Aynısınız belki,

    ama Galya

    biraz daha uzak.

     

     

    Hadi bakalım şimdi

    kadınların şekli,

    er/keklerin de

    hali tavrı değişmesin.

    Yumuşamalar ve sertleşmeler olmasın

    fakat gene de,

    …meli malı

    ve bir hayatça

    hikayesi,

    değişim serpilsin.

     

    Bu çelişmek değildir,

    yoktur çelişebilirliği..

     

     

    Bayan Nurçiçek, bayan sonsuz;

    yok alakan senin bu diyagram oluşumlarla işin,

    olmasın da.

    Herkesi dinler ve izler her şeyi

    gene, gene de oyunu kullanırsın.

    Sanki

    sınırsız /bir/ stabilite dizgesindesin

    ve oraya buraya uçup duruyorsun

    savrulan rüzgarında dengin

    ..ya da sen osun

    veya ikisi de aynı.

    'Live like horses!

    AMA böylelikle

    korunacak, düzgün olan..'

    dvm edecek

     

     

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/4/2008 - Sallanımlar
  • Kategori: SIIRLERIM

    i

     

     


    i.Gök-köprü Kuşağı

     

    Efervesan tabletler gibi, kah susan kah da yarı sorgulayan gibi hastaneler doğdu- hastalananları iyi etmeye çalışan-  ziyaretçisi gelen adamın para saymaya veznelerinden birinde durma’ya beklediği, bekletildiğive ya da kan vermesi için gönderildiği bir ücra mevkide, sınıf gibi bir yerde, hemşirelerin toplum hemşireleri’nin hemşeri ve tan ağartısında tan ağartısına az kala-alakası nezareti’nde… Bitki labirentine girince yollar açıldı, öylesine sessiz, öylesine duyarsız, öylesine duyarlı ve öylesine çalgıcı; yapraklar uçarı, yapraklar duyarlı. Rüzgar geçti geldi bir delişmenlikte, görünen-görünmeyen her şeyi önüne katarak tekrar sessizliğine karıştırdı: Bir büyük kalabalık dolaşıyor beyaz duvarların beyaz gömleklilerinin arasında; onlar her yerde o dev duvarlar içinde, ama orda burada, hepsi de bir umutla gelmiş işte.

     

    Yürüdükçe gök kuşağı üzerinde, bir köprü oluştu. Yürümeden önce böyle bir şey yoktu, yürüdükten sonra bunlar oldu. Gökler açıldı, ve bir inci boy verdi. Sanırsınız Dedem Korkut, Başat gerçekte nedir, kimdir, nerdedir görmedim ama Tepegöz herhalde şu inci tanesi olmalı. Belki de sapanlı çocuk da onun bekçisi midyesidir kendisinin. Böyle ince bir tül perdesiyle örtülüyken yarlar üstündeki uzak balkonların birinde bir erken-sabahlıkla, tatilci otelin nüve gözü’nde; yürüdükten sonra adım adım karar kılındı o köprünün nasıl geçileceği…

     

    Malta hummasına neden olan şövalyelerin, anti hispanic’ten anti, sonradan verdikleri saçma yeminleri Mea Culpa’larında çok gerçeklikler gördük, çok dersler çıkardık çünkü, ki hiç de yanlış yola sapmadık bizler. Salamura haline getirilen şu leziz ve ama küflü peynir, tahta bir kehribar olmalı; yol kenarında hayallerinde sürtüp duruyor sen denize giderken -bir koluna deniz havlusu asmış, sırtına da paletlerini torbada asmış- sayfiye dinlence’nin. Eliot neden bir bahsetti İzmirli cam göz tüccardan ve bir de sustu Şekispiyerci’den-sokaklara fırlayan Arşimet? Halbuki, en azından bir İstanbul, bir de Ankara vardı, olmalıydı, köpekler adasında Richmond’dan ileri… Bir derece daha ,ileri mi geçtim(!)?

     

     

    Işıklı yolların bir kara ofisi olmalı –son bir basamak-  ara bir yerlerde veya daha alışılmış şekliyle, kuşağın gittiği, gittiği ve bittiği köprülerin sonunda. Ararsan bulursun, ölümü de. Işıklı  basamaklardan devasa bir celseyi tırmanıyoruz, göğün. Yeşilliklerin, Jack’in o fasülye ağacından, aynı yerden, devlerin ortalıkta dolaştığı o sahanlığa çıktığı vakit, tırmanma da mı bitecek? belki o zaman kara ofis odur. Ordan daha ışık saçarak çıkacak, tarihin maceracı Argonautlarına görünen şu canlı asker-iskeletler belirmesin; Schrodingerden dem vursun ya da değil,  kara bir kedi fırlasın ve çıksın o kara ofisin içinden. Çünkü gelişmiş dünyada, şekillerle pek güzel gözünü boyamaya başladılar boşlamış aptal insanların. Derinlikse, pek derinde olur; ruhu olmayan, serseri kurşun doğmuş bir bilginin bile kolay algıladığı söylenemez bunu.

     

    ii. Oa{ha!

     

    Freddie Mercury’nin Ay’ın yüzünü vuran küçük, çalışkan dünya insancıklarında ve 1800’ler başlarından Jules Verne’in Ay Dede’yi okşayan, daim yağmurlu Londra’nın ve Marie Antoinette vuran Versailles’ın yolculuk şemsiyelisi ve zıpçıktı asilzade bay e bayanlarının; İsli bir ovada giderken, sisten çıkan bebeklerle sisten çıkan ihtiyarlar kapladı ortalığı. Ve o sıra ne yapacağını bilmeyen orta yaşlı genç çocuk, hem yaş aldı hem de bebekledi. Doğuma yaklaştı, ölüme de yaklaştı; dişi dökülmenin dişi çıkmayla aynı gözükmediği bir atomaltı dünyasının başucu daha büyükçe bir dünyalar dizgesinde.

     

    Paris’ten dünyayı göremeyecekler ve gösteremeyecekler ve bunun,  Cezanne’nin kaldığı ve şimdi ‘atyık’ evinin Aix kırlarına bakan yüzünü taş bloklarla sıvamalarıyla da tek başına çok fazla bir ilgisi olmayacak belki de işin garibi. Çünkü sokaktaki o sıvanmış amatör ressam Ve onun tam masum hali-elinde tutuyor olduğu şu paleti; galericilerden çok darbe yemiştir. Michelangelo da, papa’nın saldırttığı halktan çok yağma yemiştir ölecek olduktan sonra, eserleri üzerinde. İskenderiyeli Hypatia’nın da etlerini midye kabuklarıyla cahil halka kazıtan, tescil edilmişliği kanıtlanmamış bir din görevlisiydi. Asıl mesele, metroya, vantroloğun önüne inen veya diyelim, ruhsal bir görüntüde, bacaksız inen; Prag’daki kukla gösterisine gidip kulak kapayan ve veya gitmeyen petrol şirketleri… Böyle kukla yapıyorlar işte insanları; tam aksi tarafta, sanatın ördüğü bir adil dünyada kukla gösterisinden soğutarak.

     

    Merkez her yerisi, ovanın üstündeyiz ve gökdelenler kapladı ortalığı. Göğe çıkmak bir yarıştı; yarışlar bitti yeni Orta Doğu planları başladı. Mars’a çıkmanın amacı, ordaki bitkilerin güzelliğini görmek oysa bence; dünyanın yörüngesini, uzakları teleskoplarla göremeyeceğimiz denli çok uydularla kaplamak değil -hem bir de parçalandıkça, nice küçük, fark edilmez parçalara ayrılıyorken onlar. Yeni bir gezegen, yeni bir sömürge daha değildir; ineklerin sütünün çikolataya sarıldığı, sağıldığı İsviçre Alplerinde Cern parçacık laboratuarlarında cancağzını insanların sayarcasına hice ve insanları bilgilendirmeksizin kara delik deneyleri yapmak da Ay’a çıkan Neil Armstrong’a uygun düşmez. Mars’a çıktığında, yeni ormanlar bulacaksın, fikirlerinde veyahut gerçek ortamlarda; senden nefret etmek için doğmuş kıllı böcekler, örümcekler değil… Ay’da kurulacak koloniler yeni bir sömürge değil. En azından şöyle düşünülebilir,düşünülmelidir; öğrenilmişlerden çıkarılmış dersler vardır emperyalistin çocukları için. Köle olmak isteyenler için hiçbir yer kalmayacak gelecekte çünkü çok fazla nefret üretti onların kuklacıları.

     

    Ova’nın geleceği budur işte, bunlardır vs… Kara bir gök kaplar üzerimizi, adına yürek deriz çarpan etolan kalbin. Sarf elzem kalemin yazığı şiir değildir, gökteki atarca-yıldız’daki mavi ışık hem. Tanrısal ve biz, her şeyin ürünleriyiz.

     

    iii. Gong saatinin içinde

     

    Makinasını sıvazlıyor H.G. Saati, eski devir evinde tik tak. Ne kadar çok şeye gerek var milyonlarca yıl geleceğe gitmek için! Yine de, Wells Fargo’nun kesinlikle bir bağı yok H.G’la ve olmayacak da. Dumbo,  Jumbodur; Niels ve Uçan Kaz da, Clementine… Işık çıkararak ilerleyen kırmızı Londra telefon kulübesinin içinde Bill ve Ted’i maceralar içinden zaman makinasında Azrail’e gönderdiler de, Azrail onlarla oynadığı satrançta hileler yapmamayı öğrendi.

     

    Günün getirdiği zamanın içinde, ki platonikçe de sezilebilir en dünyevi de, karmaşık zamanlar’ı çoğaltmanın zorundalığı. Ama bunu yaparken iyi niyet de lazım. İşte o zaman Ayder’e çıkmak anlamlı olacak. Güneş’e bir bakarsın, senin için güler: biride vardır bakar;  içi değil dışı, ağlamaz hem de ne de güler geçer somurtur bir de.

     

     

    Ölümün olmaması isteniyor, arzularda; çünkü Azrail bile satrancı hilesiz oynamayı isteyebildi. İyi de, başaramasın neden insan…

     

    iv. Tey..

     

    Çiçekleri say yukarıdaki ve aşağıdaki çardağın içinde beyaz yapraklarıyla ve sarı gövdesiyle! Arılar uçuşuyor gökte yürümeyen ama varolmuş o yolun üzerinde. Yıldız da buna benziyor, göz kırpıyor. Kuşağa sirayet ediyor bu, ve kuşak da hem ölümü ve hem de hayatı kazanıyor. Bu kuşak ne? Aşağıya doğruluyor ve yer sarsılıyor. O vakit, gökten bir yıldız ölüyor. Aşağıda doğuyor sonra ve o zaman dasarsıntıda bir gedik açılıyor. Gediğe atlayanlar var ve vardı da; devamlı bir koşuş! Mefisto’su Goethe’den baraka gibi kapılarına kalabalık cadde evlerinin, koşup giriyor, ve koşup gene dışarı çıkıyor. Faust, şu köşeyi dönünce döner yiyeceğin sokaktaki büfenin arka bahçesinde ki orası insan ciltleriyle bezenmiş, süs edilmiş; orda tahta bir masaya matkabını ücra dizaynı köşesinde daldırdı ve batrılan şeyden beyaz katran ve bazı asfaltlar çıktı. O daha bir insan gösteriliyor, İsa ise mucize gibi.

     

    Sıtma mahalli bir titremişliğe astılar mucizeleri ve kendileri bir kenara geçip oturdular. Unutmak için. Bir de sanıyorlar ki, kendileri yaşar o kuşakta. Ben unutmam; önceden kin bileyip sonradan da unutmam. Kış olacaksa olsun, yaz olacaksa olsun; ilkbahar, gelecekse gelsin. Yazın plajlara giden insan, ve baharda koşup oynayan da o kartopu yayıp atıp oynayan gene arkadaşlarıyla bebek ve siyah zeytinden göz çizen eriyecek kardan adama ve turunç rengi bir havuç takıp takıştıran da burun niyetine kışın. Yazın, ince, küçük kumlardan kaleler inşa eder çocuk ıslak kenar kumlarda; su gelir alır götürür. Kışın kar yağar, güneş eritir alır. Her şey bir dönüşüm içinde gibi, ama varolmak için. Kuruca bir amaca da sahip değil bu, iyi bir istek. Sonra su birleşiyor gene denizin suyuyla: su kumla birleşiyor, kaleler çocuklarla; kış da kardanadamıyla.

     

    Gözünün içine bakan bebek dedi ki: “Bana mama ver.” Bunu demesi için illa konuşması gerekmez. Yaş yok, ırk yok, dil ve coğrafya da, ve cinsiyet de yok, ve vs. Alıp vermek, şıp diyedir. Ve gene de her şeyi bilmezsin; sorun şu, böyleyken de bundan kıvançlı mısın?

     

    v. Kasabadan dönme’deki göl evi

     

    Bir göl evinde yaşamak güzeldir, gördüğün, tanır olduğun, ama hiç yaşamamışlığın. Suya sarkmış kenarlardaki otlardan salkım salkım, uçkurdan ibaret kurbağalar kudurdu. Siğillerini ordaki fazla uzun olmayan çiçeklere boşalttılar yetip, yetişip. Arı Maya bunlardan da, bal yaptı. Peygamber devesi geldi iç taraflarından ağaçların, seri ama kararlı; Kopernik’in adında, dansetmeye başladı onla. Bu onun akıllı bir kardinaliydi. Resiften, Endozenya veya Malezya’lardan kardinal balıkları, buradan doğmuşlar gibi arılara cesaret vermiş olacak ki, hiçbir kınkanatlı ölmeyecekti. Arıları tuttu peygamber devesi ve onlarla dans etmeye başladı. Ne kadar tepindiyse zeminde, o kadar da maskesi düştü arıların içindeki eşek arısı olanların -%78 kadar Tibald olanların… Eşek arıları kaş kaldırdılar böylece, itiraz cinsinden iğne düşürme eylemi taş düşürme gibi; ve peygamber devesi dansı bırakıp aralarında küfürleşen kurbağalara saldırdı. Ham edişte, yedi onları.

    Kurbağalardan da bazıları bu iyi kardinalin görüntü tefecisi peygamber devsine geri tükürmeyi başarabildi.

     

    Yağmur çiselediğinde, serileşen haber atomları sağnak asıl ulağı eleverdi. Gökseyen bir ağır telaş, bizim de uğraşımız olur. Tencere bilmeyen Kunta Kinte, baltalı sünnet töreninde kazan düğününü kıydı, Mağaralardan, kazancı Shipton Ana’nın kazanını tanırıdı. İyi velet Hıdrellez, kocamış bahar yoldaşı Nevrozu katınca yanına; önce sinirler bam teli gibi gerildi, sonra da damdaki kemancı coşunca, ateşler hurra!! İyi pes ses, aşağıda yukarda, orda burada, eyvallah; titreştiren iplikçikler, ipliksiler evrende, Enigma. Her Mevlana, her Yunus, her Karacoğlan…

    Yanan araba lastiklerinden de atlarken bir koku çıkar, ateşin üstünden atlarken de çıtırdayan odunların orda bir koku çıkar. Biraz öyle, biraz böyle; hep yaz, hep kış, hep bahar, hep güz…

     

    Kendini tartan barışlar yönetir kendini tartan savaşları.

     

     

    28-04-2008 Dnm

    Cic,akın akça

     

     

     

     

     

     

     

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/4/2008 - Korku
  • Kategori: SIIRLERIM

    Korku

     

    Farkettik ki kendimizi öldürdüğümüz gün,
    hiçbir şey farketmedik;
    bir bir daha olursa diye.
    Hiçbir zaman ve ne zaman? ve rivayet ola
    şeylerin hatta katsayısında.
    Başlarına iki özel kişi ayrılmış
    o uzun ve büyük ancak uzunca yemek masası
    düşüncesi için bile tıknaz artık,
    lekelerin tırmandığı lapaca şans çarkı.
    yeterince uzun ve bulanıktı,
    ulaşmak içinse olanca kısa.
    dörtlü gelsin düşünceler
    veya tek sayı olarak beşer
    düşünceler değil dünyevi;
    ne artık korkutabilir

     

    Korku-2(Bilinçli)

     

    İçersem
    büyükten
    büyük gelir canlanırım,
    hiçkimse tutamaz beni!
    büyük de parçayı al, elimdeki,
    al,bilinçli verdim
    sana bunu.

     

    Her zaman bilinçliydim.

     


    Ayrıyeten
    ve özünde başkaca;

     

    korkacak olmayan
    ve ideali kalmamış,
    endişeleri çok azalmış
    insanlar yaratıyorlar ve dünyada
    dört bir yanda şu sıra.
    Onların arasında
    biri olacak bildiğim, bilinçli.
    Öküzler saldıracak
    hep birlikte
    !.....

    dğç

     

    cic

    akın akça

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 27/4/2008 - Through eerything
  • Kategori: SIIRLERIM

    I write notes
    but my fingers hold pencil.
    I might be injured,
    and must be as a dead.
    Write notes, yeah!
    some odd useful methods of asymmetry
    in a matter like carpe diem.
    In a struggle
    we're here.
    Thru the doors
    we've touched nothing -
    which has signature rockets of insulated.
    Especially staircase and stairs...

     

    Whole but not complete and perfect
    but one thing, i'm not guilty
    obviously.
    -
    Yazılar yazıyorum
    ama parmakların kalem tutuyor.
    Yaralanmış-getirilmiş olabilirim az,
    ve ölü biri gibi pekala.
    Notlar yazıyorum evet!
    asimetrinin bazı garip fakat faydalı alaşımları,
    ki bir mevzunun dahli carpe diem gibi.
    Bir çabalamada,
    buradayız.
    İçinden kapıların
    hiçbir şeye dokunmadık -
    ki işaret fişekleridir onlar yalıtılmışlığın!
    Özellikle eni konu kollu bacaklı,
    gerdanlı merdivenler ve merdiven.

     

    Kusursuz-eksiksiz değilimdir
    ama suçlu hiç.
    -
    güne 3/4 subje bir şiir düşsün..

    (benim buna kafam tam basmıyor ve ama bunu ölçebiliyorum),
    senin buna kafan basıyorsa alnımı karışla;
    iki duble kuble kıble Kubla yaz da şuraya
    sonra puanla

    cic

    akın akça

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    şişko sıska -

    Tırtıl deliklerim

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • -
  • antoloji'de ben
  • antolojim'de ben
  • ev2 (pwd için danışın)
  • bloggar'm
  • diğer blogcum
  • youtubem
  • -
  • sozluk
  • kult b.kurgu
  • k.delik vs.
  • snowqueen
  • tas
  • sozluk2
  • upload
  • live unfaithful
  • kus
  • iqtet
  • gezegende yas
  • uyduda kg.
  • timetravel
  • warp hizi prog.
  • evren ve jeo.devirlere..
  • metal bolumu mucka
  • zagor,hellingen
  • res.roman forum
  • zagor&supermayk
  • zagor, live
  • zagor,mayk2
  • zagor,hell,kiki manitu
  • zag,hell,kikki2
  • zagor&helling.3
  • akvaryum dünyası
  • emoticonunuzu yaratın:)
  • dunya siir
  • iqtest2
  • guzeloyku
  • askolcer
  • miniclip
  • siir dinledinlet
  • kg.
  • kod prog.
  • karısıkod
  • fare kod
  • lovepoems
  • tchorg
  • seviyo:)
  • tchshb

    Kategoriler

  • ARSIV KLASORLERDEN-DUS CIKARTMA SEANSLARI
  • ATA VE TURKLUK
  • DENEMELERIM VS YAZILARIM
  • FIKRA TURU
  • HIKAYE
  • KARAKUTU TV ALINTILARI
  • LINKLER
  • MASAL
  • MUZIK
  • NINNI_TURKU
  • RESIM SANATI
  • SIIRLERIM

  • Image Hosted by ImageShack.us nimo
    Image Hosted by ImageShack.us ehicran
    Image Hosted by ImageShack.us cherryforty
    Image Hosted by ImageShack.us amanitaverna86
    Image Hosted by ImageShack.us berfinuss
    Image Hosted by ImageShack.us berrinsulari
    Image Hosted by ImageShack.us lrem
    Image Hosted by ImageShack.us Donence
    Image Hosted by ImageShack.us KEDICIK
    Image Hosted by ImageShack.us kartopum
    Image Hosted by ImageShack.us enzondigital
    Image Hosted by ImageShack.us geda
    Image Hosted by ImageShack.us ahmetfuat
    Image Hosted by ImageShack.us aylin1
    <