merhaba
23/9/2007
-
thesnowqueenpkj
26/4/2007
-
Martı ile Balık
MARTI İLE BALIK
Ruzgarin bile kulaklari oksayan mistik melodilerle uguldadigi bu sirin korfezde asirlardan beri daha gunesin kiyiya yuzunu hic astigi gorulmemisti .Tabiat buraya oldukca comert davranmisti, heryerden bolluk akiyordu.Burada yasayan tum canlilarin cok sansli oldugu bilinen bir gercekti. Buradan cok gelip gecen canlilar olmustu ama bu kiyilarin en eski yerlesenleri olan martilar kendilerini bildi bileli bu kiyilardan hic ayrilmamisti Zaten bu onlarin dogasina da aykiri idi.
Martilar genelde merakli hayvanlardir. Ansizin bir akinti gorsunler, yada degisik bir yonden esen ruzgar, kendilerine hakim olamaz hemen pesinden takilip gitmek isterler. Ama hic bir martinin yuvasindan ve surusunden oyle uzun sure ayrildiklari gorulmemistir daha.Eger ayrildi iseler ya suru tarafindan dislanmis yada derin bir yara alip olume terkedilmistir. Dogada zayif olana yer yoktur ,zayif olanin diyeti her zaman icin ya olum ya da yanlizliktir. Martilar icin ise yanlizlik olumden bile daha acidir Olumden ve acliktan korkmaz martilar cunku o yaradilislarindan gelen yasam sevinci ve umudu ile bunu umursamazlar. Icleri hep hayat dolu oldugu icin her gelen gunu umutla ve nese ile karsilarlar. Doganin topraga ve denize en sert davrandigi zamanlarda bile buna boyun egmeyecek kadar gururlu canlilardir martilar.
Myra' da bu kiyida yasayan yuzlerce genc martidan biri idi.Oldukca duzenli bir yasami vardi Myra"nin.Surusu ile birlikte yillardan beri ayni kiyida yasarlardi.
Oyle cok firtina da vurmazdi onun kiyisina genelde iliman bir iklim hukum surerdi. Yiyecek aramak icin bile surulerinden ve kiyilarindan cok uzaklasmazdi martilar.
Bu ne bir yasa ne de tore idi. Sadece tabiatlarindan gelen baglilik icgudusu.ile yasadiklari yere olesine sadiktilar.
Myra surunun reislerine saygi duyardi. Tum genc martilarin icinde en sevilen ve guvenilenlerden birisiydi Myra..Onun suruye karsi isyankar ve saygisiz hemen hic bir davranisi gorulmemisti daha.Onun bu sevgi ve saygi dolu davranis ve hareketleri ise surude cok begeni toplardi..Myra' nin surunun en imrenilen genc martilarindan biri olmasinin altinda yatan bir gercek de onun .Surusu ile hemen hemen herseyini paylasmasi ve guc durumda olan herkezin yardimina kosmasiydi.. Cunku Myra icin hayatta en onemli sey dostluk , paylasimdi.
Hayat kiyida gunluk akisini surdururken Yasami boyunca surusunden ve bu kiyilardan ayrilmayan Myra , kendini icten icere kemiren merak duygusu ile yasamini sorgulamaya baslamisti Onun bu oldukca dusunceli halini goren yasli marti myrimm bir gun onu yanina cagirarak
Myra' ya martilarin hayattaki en buyuk kusuru olan merak duygusundan kendini uzak tutmasini ogutlemisti ve daha sonra da Ona bir zamanlar ici sevgi ve yasama sevinci ile dopdolu olarak kiyisinda surusu ile mutlu bir sekilde yasarken bir deniz kizinin pesine takilip suruden ayrilan ve yillar sonra guclukle cirptigi yorgun ve hasta kanatlariyla ,son nefesini vermek uzere kiyisina donen "Mia" adli martinin huzunlu oykusunu anlatmisti..Buyuk bir sevgiyle pesine takilip, ugrunda surusunu ve kiyisini terkettigi deniz kizi onu bir sure sonra yuzustu birakip bambaska kiyilara dogru yolalmisti . Ilk kez ihanet duygusunu tadan .Mia ,yasami boyunca surusunde sadakat , birlik ve beraberlik duygulariyla buyudugu icin yikilmis , yanlizliksa ona daha bir aci gelmisti. Zavalli marti son ana kadar kendi kiyisinda olmek uzere buyuk zorluklarla uzun sure kanat cirpmis ,kayaliklara ulastigi anda da son nefesini vermisti.
Myra , zavalli Mia ' nin oykusunu dinlediginde cok uzulmus ve Myrimm' in ona vermek istedigi mesaji almisti.
Aslinda soyle bir dusununce myra cok mutluydu., yasamda istedigi hersey yani basinda idi ama icinde de derinden bir seyler eksikti.Aslinda bunu o ana kadar anlamamisti.
Yani su ukala baliga rastlamadan.
O gun nefis bir akinti vardi ve birsuru irili ufakli balik martinin bulundugu kiyidan geciyordu.Tum suru gunluk yiyecek ihtiyaclarini denizden fazlasi ile karsilamislardi.Myra bu guzel havayi kacirmak istemedi. Masmavi gokyuzunde yeni ucus denemeleri yapti.Bir ileri bir geri ucuyor sonra havada ruzgarla dans edercesine suzuluyor ve suya yeni dalis denemeleri yapiyordu.Ruzgarsa myra' yi cok severdi.Bir sure onunla yaristilar Myra Okyanusun uzerinde suzulup giderken aniden icinden birses assagidaki balik kumesinin suruklendigi akintiyi takip etmesini soyledi.
Hayatinda ilkez kiyisindan bu kadar uzaga ucuyordu marti..Bu kez nedenini ise kendisi bile bilmiyordu.
Assagida masmavi piril piril bir deniz vardi.Tum baliklar acikca secilebiliyordu.Derken gozleri birden assagidaki baliga carpti. Nedenini bilmiyordu ama gozlerini baliktanda ayiramiyordu. Icinde bir ses gordugu baligin hayatinda gordugu tum baliklardan daha farkli oldugunu soyluyordu.
.Ruzgar ise Myra ya Guzel havalarda suyun ustunden bakilinca baliklarin daha buyuk ve daha farkli gozuktuklerini fisildiyordu.."Dikkat et !! Myra "diyordu..Oysa ki artik cok gecti, myra coktan uzaklasmis kendini tutamadan , coktan suya ani bir dalis yapmisti bile .Ama tum cabalar nafile idi. Cok kaygandi balik..Elinden surekli kaciyordu..
Ustelik ukala balik onunla birde alay etmisti.
Yok myra bu ise daha fazla gelemezdi,
Onun kiyisindaki baliklar boyle degildi.martilarla alay etmezler.Hemen ellerine kolayca
duserlerdi.O gun ve daha sonraki gunler ve haftalar myra baligi yakalamak icin cok ugrasti.
.Balik sa bu oyunu cok sevmisti.Simdiye kadar hic bir marti boylesine pesine dusup israrla baligi yakalamaya calismamisti cunku.
Gunler haftalar suren kovalamaca sonucu Ikiside yorgun dusup sonunda pes ederek dost olmaya karar verdiler.firtina ertesi gunes acmisti aralarinda. Ruzgarsa artik olaylara sadece seyirci kalmakla yetinmisti.
O gun myra ve balik birbirlerine veda ettiler martinin ise kiyisina donme saati yaklasmisti
Mryra' nin kiyisinda bu saatte tum Martilar yuvalarina cekilirdi.
Daha sonraki gunlerde Myra baligi dusunmeden yapamadi.Hemen her esen ruzgar, her dalga sesi
Onu baligi aramaya itiyordu ve kendini yillardan beri sadik kaldigi surusune ihanet etmis hissediyordu.
Ustelik balik da onsuz yapamaz olmustu.Gunler gectikce dostluklari ilerledi. Ama bir cozum yolu olmali idi bu boyle daha fazla devam edemezlerdi. Sonunda bir gun Myra dayanamadi ve baliga oneriyi goturuverdi balik onun kiyisina tasinmali idi.
Boylece birbirleri icin ayirabilecekleri zaman artacak ve ozlem sona erecekti. Ikiside cok heyecanli idi.bu ise.
Derken balik Myra' nin kiyisina gelmisti Bu sirada Ruzgar ise kiyiya hic de guzel haberler getirmiyordu martilar arasinda bir dedikodu yayilmisti.
Assagidaki kiyilarda aniden gelen firtinayla birlikte baslayan sogukla kitlik bas gostermisti.Cok olen vardi.
Butun martilar endiseli bir bekleyis icerisinde idi.Ama genede gelecegin ne getirecegi bilinemezdi.Bu yuzden fazla endise de yersizdi.
Myra ile balik ise kendi alemlerinde idi.Hicbirsey onlari dostluklarindan ve kendilerinden daha fazla ilgilendirmiyordu. Balik myra' nin simdiye kadar gidip goremedigi denizleri,derinlerde olan bitenleri , Myra ise surusundeki uyumu ,paylasimi dostlugu anlatiyordu.Bunlar ikisi icinde cok degisik ve yasanmadik duygular di.hayati boyunca hic bir denize hic bir kiyiya sadik olmayan balik hic kimseye de bagli kalamamamisti. En az derisi kadar kaygan di yasami O sig sularda yasayamazdi.Ucsuz bucaksiz okyanusta.o akintidan o akintiya suruklenip gitmisti..Hemen her akinti onun icin yeni bir umut yeni bir baslangic ve yepyeni bir heyecandi Karsilastigi her yeni akinti ona bir onceki yasadiklarini unutturmustu. Ustelikde myra' ya rastladigi gune kadar bunun onu mutlu ettigini de saniyordu. Cunku kimseye karsi bir sorumlulugu yokdu .Icinde boylesine bir bosluk oldugunu simdiye kadar farkedememisti. Farkettiginde ise cok gecti. kalkip gelmisti iste Myra' nin arkasindan..
Artik hic bir sey umrunda degildi ama Myra onun tum yasaminina da degerdi.
Derken beklenen firtina myra' nin kiyisini da vurdu..Beraberinde buz gibi bir soguk getirmisti.O sogukta en direncli martilar bile guclukle dayaniyorlardi.Kiyida yiyecek bulmak ise cok guctu Bircok marti siddetli soguk nedeniyle artan aclik ve olum tehdidine bile karsi gelerek kiyilarinda kalmaya israrla devam ediyorlardi..Onlar icin esas olum burayi terkettiklerinde baslardi Cunku Onlar marti idi onlar . kiyilarina olesiye sadiktilar ve her ne olursa olsun burayi terketmeyeceklerdi.
Dondurucu soguk sonunda denizi de etkisi altina almisti. Balik da ister istemez bundan etkilenmisti.Su ana kadar hic bir yerde uzun sure yasamayan ve devamli hareket halinde olan balik icin bu oldukca zordu. .hernekadar Myra' nin dostlugu Ilk baslarda herseye degersede bir sure sonra aclik ve soguk onu daha cok kendini dusunmeye itmisti.
Balik yeniden esas dunyasi olan o derin mavilere kendini vermisti Artik myra ile de konusmak istemiyor du.Daha iyi dusunmek icin iyice derinlere daliyor ve saatlerce orada tek basina kaliyordu.
Balik ve basina gelenlerden kendini sorumlu hisseden Myra ise oldukca caresizdi. Onun elinde degildi bu olanlar ,.Ama baliga destek olamamak ustelikde bunun icin hic birsey yapamamak myra' yi gunden gune umutsuzluga ve caresizlige dogru itiyordu.Ama o bunu baliga hic gostermiyor ve baliga moral vermek icin tum umutsuzlugunu gizliyor onu okyanusun derinliklerinden cikarmak icin ordan oraya ucup duruyor kendini adeta derin mavilere gomen baliga seslenmeye calisiyordu.Derken bir gun balik su yuzene dogru cikti ve ona dediki
"Gitmeliyim Myra ..Hic umudum yok artik….Lutfen beni affet!!!Bunu sana nasil soyleyecegimi bilemiyorum ama Ne sen kendi kiyindan ayri yasayabilirsin ne de ben burada artik yiyecek bulabilirim.
Oralarda birdaha dostluk bulamam belki ama acda kalmam
Kimbilir belki de hersey bir hata idi zamaninda bir akintiya kendimi birakip gitmeli idim."
Myra ona bu durumun duzeleceginden kiyisinin bereketli ve guvende oldugu zamanlardan soz etti ise de artik hersey nafile idi.
Balik hemen o anda okyanusun derinliklerine dogru dalis yapiyor artik onu dinlemek istemiyordu.
Myra' ninda artik bu duruma karsi direnci kalmamisti ..
Bir gun surudekiler ve deniz Myra' nin hayatinda ucmadigi kadar hizla ucmaya basladigina ,amacsizca ordan oraya kanat salladigina sahit oldular.Cildirmisti sanki. saskindi.lar bu ise ,Sanki eski Myra gitmis yok olmustu
Okyanusda ise akinti baslamisti.anlamislardi
Balik gitmisti.
Onlar ise birbirlerine veda etmemislerdi.
Baligin gidisini izleyen gunlerde myra yanliz basina ucmaya devam etti.Artik kiyidan ve suruden zaman zaman uzaklasiyor.Ama gun batinca da tekrar yuvasina geri donuyordu.diger martilar anlayis gostererek onu tekrar aralarina almaya baslamislardi .Kimisi ise hala onu cilginlikla sucluyordu.Oyle ya gorulmus sey degildi okyanusda bir marti ile baligin dostlugu..Bir baliga asla guvenilmezdi. Myra
bunu bilmiyormu idi acaba..
Bu arada surude , esen ruzgarin baliktan myra' ya haberler fisildadigi, myra' nin ise baligin suruklendigi her akintidan haberdar oldugu dilden dile dolasan dedikodulardan sadece bazilari idi .
Myra ise her akintida okyanusa dogru derin bir anlamla bakar ve gulumserdi.Onun baligi oralarda bir yerlerdeydi iste
Onun rahat ve mutlu oldugunu hissetmek bile Myra' ya huzur vermeye yetip de artiyordu Biliyordu ki aslinda herkez tarafindan tuhaf karsilanan imkansiz bir guzelligi yasamasi idi Gercekte onemli olan ise ucsuz bucaksiz okyanusta bir gun bir marti ile baligin sevgi dolu dostluguna sahip olmakti.Iste icini dolduran mutluluk ve huzur duygusu bu idi.Tum yureklerin susadigi bir sevginin izini ise okyanustaki hic bir akinti silip gecemezdi
*********.
Yazan:
E.Y.Taskan
esrayesim.8m
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2007
-
sımsıcacık masalsı üç hikaye
|
rosyfaced (Bayan, 20) |
|
Kime |
: a_K_I_n_28_aNk`¨* |
|
Tarih |
: 15.4.2005 11:47 (GMT +2:00) |
|
|
|
|
|
|
|
Konu |
: [sevgi-ve-dostluk] gerçek sevgi...........................sevgi emek ister |
|
|
|
Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya.. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana.. Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı, kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden.. zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını...
Bir gün, aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş.. Ayaklarını görüyormuş.. Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş.. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa.... Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş...
Ve işte bir gün...Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.. Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru....
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.. Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.. Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.. O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.. ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, ama onu aslında hep sevmiş....
Papatya anlamış artık...
Sevgi, emek istermiş...
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini... Teşekkür etmiş ona içinden.. Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık....
Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan varolabileceğini... |
|
|
|
|
|
MUCİZE Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onukurtarabilmek için ellerinden gelen herşeyi yapmışlardı. George'nin yalnızca çok pahalıya malolacak bir ameliyatlakurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu.Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally: 'Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir.' Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tamüç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozukparaları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti. Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasılkullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally'nin beklediğini görünce'Evet, ne istiyorsun söyle bakalım' dedi. 'Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum' diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi. Sally 'Kardeşim' dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: 'Kardeşim çok hasta,bir mucize almak istiyorum.' Eczacı Sally'e bakarak: 'Anlayamadım' dedi. 'Şeyy, babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir' dedi, bir mucize kaç paradır, bayım? ' Eczacı Sally'e sevgi ve acımayla baktı bu kez: 'Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım' dedi.Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak 'Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli' dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally'e dönerek 'Ne türbir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım? diye sordu.'Bilmiyorum' dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: 'Tek bildiğim, o çok hastave annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok. Ama babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir' deyince ben de paramı alıp buraya geldim.' 'Peki, ne kadar paran var? ' diye sordu iyi giyimli adam. ' Bir dolar ve onbir sent' dedi Sally. 'Ve dünyadaki tüm param bu! ' 'Bu iyi bir şans, küçükkardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para' dedi, iyi giyimli adam.Adam bir eline parayı aldı, ötekieliyle de Sally'nin elini tutarak 'Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen? ' diye sordu. 'Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum'dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong'du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı.Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne:'Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum' dedi. Sallykendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça malolduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve onbir sent! |
|
|
|
Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti: 'Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız' dedi. 'Lütfen içeri gelin, size yiyecek bir şeyler hazırlayayım. ' Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı: 'Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz' dedi. Akşam eşi geldiğinde kadın, karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. 'Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler' dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. 'Bir bakıversene dışarı' dedi. 'Hâlâ ora dalarsa, şimdi davet edebilirsin eve.' Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. 'Eşim geldi, şimdi evde' dedi ve onlara davetini yineledi: 'Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize? ' Kadının davetine, yaşlılardan biri yanıt verdi: 'Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz' dedi. Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı: 'Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, Zenginliktir dedi. 'Bu yanımda oturan arkadaşımın adı Başarı, benim adım ise Sevgidir. Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: 'Şimdi evinize gidin ve eşinizle baş başa verip, bir karara varın dedi. 'İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin.' Kadın, Sevginin önerisini eşine anlattığında adam, sevinçten göklere fırladı. 'Aman ne güzel, ne güzel' dedi. 'Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginliği davet ederiz ve evimiz de bir anda Zenginliğe kavuşmuş olur. Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. 'Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım? ' dedi. Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi: 'En doğru karar, Sevgiyi davet etmek değil midir? ' dedi. 'Düşünsenize, evimiz bir anda Sevgiye kavuşacak...' Gelinin bu önerisi,kayınpederinin de, kayınvalidesinin de çok hoşlarına gitti. 'Tamam, en doğru karar bu olacak dediler. 'Sevgiyi davet edelim...' Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu: 'İçinizde hanginiz Sevgiydi? ' dedi. 'Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun... ' Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevginin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlikle Başarı' ya sordu: 'Siz niçin geliyorsunuz? ' dedi. 'Ben yalnızca Sevgi' yi davet etmiştim. Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler: 'Eğer içimizden yalnızca Zenginlik' i ya da Başarıyı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik' dediler. 'Fakat siz Sevgi yi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorun- dayız evinize.' Ve kadının 'Niçin? ' diye sormasını beklemeden., Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler: 'Çünkü Sevginin olduğu her yerde, biz Zenginlik ve Başarı da her zaman, onun yanında olur. Sizcede öyle değilmi dostlar? (...)
-------------------- |
Antoloji gruplarından alındı, roseyfaced ve selmaa24 |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2007
-
Mırıltı Balıkları
|
|
|
MIRILTI BALIKLARI
Derin bir meditasyonda yırtıcı bir ses duydu Martı Ustası. İçi ürperdi. Gözlerini açtı. Nefes nefeseydi. Öğrencisi hayretle odaya girdi. “Efendim! İyi misiniz? ”
Hassas çocuğa baktı. Dışardan algılamış yardıma gelmişti. Kulaklarında çınlayan cümleyi aynen tekrarladı. “Nagura Takagure. Onu bul ve sen ya da o ölmeden durma! ”
İçi kavruldu Martı Ustası’nın. Kılıcı bıraktığı yıllardan sonra derinliğinde ilk kez böyle bir şeyi duyuyordu. Uzun yıllar inzivada en büyük hakikati arıyordu. Şimdiyse bu garip emir. Bu düş. Bu vizyon… Anlaşılmaz ve korkunçtu.
Büyük Usta’ya gitti. Sessizce dinledi onu Dağın Işığı, Shan Tau. “O çok büyük bir kılıç ustasıdır oğlum. Ona ne isim verdiklerini biliyorsun.” Başını salladı Martı Ustası. “Evet, biliyorum, Yaşayan Kılıç. Nagura Takagure. Rhan kuşatmasında tek başına bir bölük kılıç ustasını yendiği söyleniyor. Kimilerine göre içinde bir şeytan var.”
Büyük Usta onayladı. “Gördüğün vizyonun ilahi bir kaynağı olduğuna inanıyorum ama kalbim kaygılı. Onunla karşılaşmanın senin sonun olacağını düşünüyorum”
Martı Ustası hüzünle onayladı. Yıllar önce bir kılıç ustasıyken bile Nagura’dan yetenekli bir öğrenci olarak övgüyle bahsedildiğini duymuştu. Şimdiyse yıllardır kılıç tutmamış bedeni ile kazanma şansı yoktu. Olsa da artık savaşmak benliğine çok uzaktı. Dağın Işığı başka bir şey söylemedi. Sessizce oturdular.
Sonraki günler huzursuzlukla geçti. Geceleri çığlıkla kâbuslarından uyanıyor, Nagura’nın adı aklında yankılanıyordu. Saatler boyu düşünüyor bir çıkış yolu bulamıyordu. Sıkıntı dayanılmaz bir hal aldığında Büyük Usta’dan izin alıp Kaplan Gözü Tapınağı’ndan ayrıldı. Belinde yıllar önce kuşandığı kılıcı Günkırpışı asılıydı.
Yolculuğu uzundu. Uzak kaldığı dış dünya renkleri, kokuları ve insanları ile tuhaf, çarpıcı geliyordu.
Yaşayan Kılıç namlı, Nagura, Nihon Dağı eteklerindeki Ateş Taşı Gölü’nde yaşıyordu.
Güneş akşam kızıllığındayken kulübesini gördü Nagura Takagure’nin. Kılıç Ustası kulübesinin kapısında bağdaş kurmuş, gölü izliyordu. “Hoş geldin Martı Ustası” Bu cümle rahibi durdurdu, derinden sarstı. “Vizyonları sadece kendinin gördüğünü düşünmüyordun ya? ” Gözlerine baktı. “Tuhaf, öyle sanıyordun demek. Gel otur. Senin için çay hazırladım”
Tetikte durdu Martı Ustası. Sessizce çaylarını içtiler. Her ikisi de çay içişlerinde diğerinin konsantrasyonunu ölçüyordu. Adanmışlıklarını.
“Bu gölün ilginç bir hikayesi vardır Martı Ustası” diye başladı Yaşayan Kılıç. “Göklerden bir ateş dağı düşmüş buraya. Belki binlerce yıl önce. Zamanla suyla dolmuş ve göl olmuş. Ancak hikâyenin garip yanı bu değil” Keskin gözleriyle ince ince ustanın tetikteliğini süzdü. “Seninle bugün karşılaşmayacağım. Bu konukseverliğime hakaret olur. Senin kılıcını elinde tutmanda konukluğuna hakaret olur.” Martı Ustası eğilip selam verdi. Kılıcını kaldırdı ve bedenini gevşeterek dinleme meditasyonuna geçti. Öyle ki öldürülse bile huzurunu bozmayacaktı. “Evet, nerede kalmıştık. Gölde. Biri bir gün bu gölde tuhaf balıkların yaşadığını görmüş. Avlamışlar, balıkları yiyenlerin hepsi ölmüş. Tümü sayıklıyor bilinmeyen bir dilde konuşuyorlarmış. O zaman o balıkların önce büyülü olduğunu düşünmüşler. Sonra o gök taşıyla tohum halinde dünyaya geldiklerini anlamışlar.” Martı Ustası çayını yudumladı. “Güzel bir öykü” “Evet, güzeldir. Bu balıklara Mırıltı Balığı derler buradaki köylüler. Yarın sen ya da ben bu dünyadan gideceğiz. Bilmeni isterim ki bu benim arzum değil. Ama kılıç kullananlar kendi arzularını daha en başta bırakmayı öğrenirler.” Martı Ustası içini çekti. Evet gerçekten de öyleydi. “Son kez onları görmek istiyorum, Mırıltı Balıkları’nı. Bana eşlik eder misin? ” Martı Ustası ikirciklenmeden “Evet” dedi. Birbirleriyle buluşmalarını sağlayan kaderin ağını hissediyordu. Karşı koymadı.
Gece dünyayı yumuşak ezgileriyle örterken Yaşayan Kılıç’ın kayığıyla göle açıldılar. Krater Gölü derin, yumuşak dalgalarla parıldıyordu. Ay tepelerindeydi, billur ışıltılar her iki adamı da hayran bıraktı. İkisi de eğitimliydi. Bir güzelliğin karşısında susmayı hatta akıllarının seslerini bile yutmayı öğrenmişlerdi.
İki saat boyunca kıpırtısız izlediler. Sonra suyun altında ince hareketler işittiler. Martı Ustası’nın heyecanını fark etti Yaşayan Kılıç. “Korkma, Mırıltı Balıkları geliyor. Bu dünyadan olmayan akıl sahipleri.”
Martı Ustası nefesi kesilerek ışıltılı bedenleri, kümeler halinde yüzeye yaklaşmalarını, garip danslar yapmalarını çevrelerini sarmalarını izledi. Öyle bir an geldi ki ölüp de göğün cennetlerinden birine gittiğini düşündü. Ve sonra ansızın mırıltıları işitti. Bin bir ses, Aşkı anlatan, gülüşleri, yaşamı, doğurmayı, doğmayı, büyümeyi, tüm evreni ve hasret çektikleri kendi dünyalarını.
Martı Ustası ağlamaya başladı. Utanarak Yaşayan Kılıç’la göz göze geldi. O da ağlıyordu. Dinlediler mırıltıları sessizce. Sonra Martı Ustası acıyla sordu. “Çocuğun var mı? ” Nagura gözleri yaşlı baktı. “Evet vardı. Rhan kuşatmasında bir grup köyü savunuyorduk. Sadece iki yüz adamdık. Karşımızda eğitimli iki bin asker vardı. O savaşta kaybettim onu. Daha sonra da kendimi. Bir katliam yaptım. Gencecik yüzler, savrulan ekinler gibi uçtular intikam ateşimin öfke rüzgarında.” Ağlıyordu. “Çok zalimdim Martı Ustası. O savaşla ismim duyuldu ama ben kılıcımı bıraktım. İnzivaya çekildim senin gibi” İşte kader karşılaştırdı ikimizi. Şüphesiz ölmeyi hak ettim ben. Ama yine de düşkünlük göstereceğimi sanma. Sen nasıl uyacaksan, ben de emre uyacağım. Yarın kendini iyi kolla”
Sonra kıyıya döndüler. Bir ateş başında derin bir meditasyona daldı ikisi de. Uyumadılar ve ölüme hazırladılar benliklerini.
Gün ışıdığında kılıçlarını aldılar ve güneşin taze çiğlere dokunduğu an karşı karşıya geçtiler.
Her ikisi de konuşmuyordu. Rüzgâr fısıldıyor, yapraklar taze kokularını salıyor, sakin gölün yüzeyi yumuşak ezgileri taşıyordu.
Yaşayan Kılıç, gözleri kapalı kılıcı aşağıda bekliyordu. Martı Ustası ise kılıcını yukarı kaldırmış tüm vücudunu kulaklarına yönlendirmişti. Gölü dinliyordu. Balıkları dinliyordu. Ölmeden önce seslerini son kez duymak istiyordu. Sonra ansızın bir çığlık işitti. Nagura uçarcasına koşuyordu. Gözlerin göremeyeceği bir hızda Martı Ustası sırtını döndü ve o anda balıkların sesini işitti. Yüzünde bir gülümsemeyle kılıcını yere attı. Yıllardır aradığı en büyük hakikati ansızın görmüştü. Tüm varlığı çözülüyor, sonsuzluğa dönüşüyordu. Yaşayan Kılıç son hamle için havalanmıştı. Yüreğini parçalayan anda bu büyük değişimi gördü. Ancak kılıcını durdurmak için çok geçti artık, hamlesi havayı kesti, canhıraş bir çığlıkla Martı Ustası’na indi.
Güneş bir anda tüm dünyayı aydınlattı. Gölün yüzeyi ve Martı Ustası.
Martı Ustası, sessizce kılıcın çarpmasını bekledi. Sonra dönüp baktığında paramparça olmuş kılıç parçalarını gördü. Un ufak olmuş parçalar her yana saçılmıştı. Kendisi yara almamıştı. Nagura Takagure’ye neden Yaşayan Kılıç denildiğini anladı. Hayranlıkla selam verdi. Kılıcı ruhunun öylesine parçasıydı ki, son emriyle parçalanmıştı. Ve bu uğurda canını vermişti. Zerreler halinde gölün yüzeyinde dalgalanıyordu Nagura Usta. Akşam güneşine dek, yanında kaldı Yaşayan Kılıç’ın.
Sonra bin bir şarkılarıyla karşıladılar dostlarını, Mırıltı Balıkları.
Süleyman Sönmez 18 - 20 Nisan 2005 | cayır kusu, antoloji.com, gulsum |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/4/2007
-
Minik kız hikayeleri
Minik Kız
Bir zamanlar çok sevdiği kadınla evlenmiş mükemmel bir adam varmış. Sevgileriyle bir kız çoçuğu yetiştirmişler. Adam bu sevimli ve zeki kız çocuğunu çok sevmiş. Daha minicikken onu kucağına alır, ağzıyla melodi tutturur ve odanın etrafında onunla dans eder, 'Seni seviyorum minik kız' dermiş.
Bu mükemmel adam minik kızı hep kucağında büyütmüş ve 'Seni seviyorum minik kız' demiş. Minik kız ara sıra sinirlenir, 'Ben artık senin minik kızın değilim' dermiş. Adam güler 'Sen her zaman benim minik kızım olarak kalacaksın.' dermiş. Artık minik olmayan kız, bir gün evden ayrılmış ve gerçek dünyanın kapılarından girmiş.
Kendisiyle ilgili daha fazla şey öğrendikçe babasını daha iyi tanımaya başlamış. Onun gerçekten mükemmel ve güçlü biri olduğunu anlamaya, olumlu yönlerini görmeye başlamış. En önemli yönlerinden biri, ailesine sevgisini ifade edebilmesiymiş. İstediği kadar büyümüş ve dünyaya açılmış olsun, babası onu hala tanına çağırır ve 'seni seviyorum minik kız' dermiş.
Artık minik olmayan minik kız bir gün birtelefon almış. Mükemmel babası ağır hastaymış. Felç geçirmiş. Babasının konuşamadığını söylemişler. Hatta kendisine söylenenleri bile anlayıp anlamadığından şüpheli olduklarını belirtmişler. Artık gülümseyemiyor, gülemiyor, kucaklayamıyor, dans edemiyor ve artık minik olmayan minik kızına onu sevdiğini söyleyemiyormuş.
Babasının yanına gitmiş. Odaya girdiğinde babası gözüne çarpmış. Ufacıkmış, artık güçlü görünmüyormuş. Babası ona bakmış, konuşmaya çalışmış ama başaramamış. Minik kız yapabileceği tek şeyi yapmış. Yatağa, mükemmel adamın yanına uzanmış. İkisinin de gözlerinden yaşlar gelmiş. Kollarını babasının hiç bir şey hissetmeyen omuzlarına dolamış. Başı babasının göğsünde çeşitli şeyler düşünmüş. Geçmişteki güzel günleri, babasının onu nasıl koruduğunu ve sevdiğini hatırlamış. Kaybedeceği şeylerden dolayı, onu rahatlatan o sevgi sözcüklerini artık duyamayacağından kederlenmiş.
Sonra babaının kalp atışlarını hissetmiş. Müziğin ve cümleciklerin yaşadığı bir kalbin atışlarıynış bunlar. Babasının kalbi atmaya devam etmiş, vücudunun diğer kısımlarına inen felçten habersizce atıyormuş.
Ve minik kız orada yatıyorke inanılmaz bir şey gerçekleşmiş. Duymak istediklerini duyuvermiş. Babasının kalbinden artık dudaklarından dökülemeyen cümleler dökülüvermiş: 'Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum, minik kız, minik kız, minik kız...'
Minik kız rahatlamış...
kaynak bilinmiyor
www.antoloji.com
-
Gönderen: a_K_I_n_28_aNk a.akca Alan: (grup üzerinden) neptunus Tarih: 04.03.2007 14:21:00 Konu: [umut-yolculari] gülümsemek sihri ---------- Gözlerinde yaşlarla 'Giysimi beğendiniz mi? ' diye sordu yoldan geçen bir yabancıya. 'Annem onu benim için özel olarak dikti.' Yoldan geçen yaşlı bayan, kendisine seslenen küçük kıza gülümseyerek baktı. 'Evet, çok güzel bir elbisen var yavrum' dedi ve sordu: 'Ama söyler misin, neden ağlıyorsun? ' Küçük kız, sesi titreyerek yanıtladı: 'Çünkü… Bu elbiseyi bitirdikten sonra annem gitmek zorunda kaldı.' Yaşlı bayan, küçük kızı avutmak istedi: 'Anlıyorum, yavrum' dedi. 'Fakat üzülme… Eminim, annen senin gibi küçük ve sevimli bir kızı uzun süre bekletmeyecek, hemen dönecektir…' Küçük kız başını iki yana salladı: 'Hayır teyzeciğim, anlamıyorsunuz' dedi. 'Babam, annemin bir daha gelmeyeceğini söylüyor. O şimdi cennette, büyükannemle dedemin yanındaymış.' Yaşlı bayan, küçük kızın ağlama nedenini anlayınca eğildi, kolunu onun omuzuna doladı ve 'giden anne' için o da ağlamaya başladı. Sonra küçük kız, yaşlı bayanı şaşırtan bir davranışla ağlamasını birden kesti, ondan bir iki adım geri çekildi ve yavaş bir sesle şarkı söylemeye başladı. O denli yavaş bir sesle söylüyordu ki şarkısını, neredeyse fısıldıyor sanırdınız. Şarkı, bir yavru kuşun şarkısıydı ve küçük kızın sesi, yaşlı bayanın o güne değin duyduğu belki de en güzel sesti… Şarkısı bittikten sonra küçük kız, yaşlı bayana küçük bir açıklama yaptı: 'Bu şarkıyı bana annem, gitmeden önce öğretmişti ve kendi de sık sık söylerdi' dedi. 'Benden, kendisine söz vermemi istemişti. Ağladığım zaman, hemen bu şarkıyı söylememi istemişti benden. Çünkü ne zaman ağlarsam, bu şarkıyı söylediğimde gözyaşlarımın hemen dineceğini söylemişti.' Küçük kız, bunları söyledikten sonra gözlerini gösterdi: 'Bakınız' dedi. 'Gözyaşlarım hemen kurudu bile! ' Yaşlı bayan gitmek üzere kalktığı zaman küçük kız neredeyse yalvarırcasına eteklerinden tuttu onu. 'Bayan, bir dakika daha kalır mısınız lütfen? ' dedi. 'Size birşey göstermek istiyorum.' Sonra parmağının ucuyla, giysisinde bir noktayı gösterdi: 'Bakın, annem işte tam burayı öpmüştü' dedi. Sonra bir başka noktayı gösterdi: 'İşte burada da bir öpücüğü var, sonra burada da ve şurada da… Şurada da, burada da, burada da… Buralar hep, öpücük, öpücük, öpücük dolu… Bu giysimin her yeri, annemin öpücükleriyle dolu. Beni ağlatabilecek her neden için annem bu giysimin bir yerine bir öpücük koydu.' Yaşlı bayan, o anda yalnızca bir giysiye bakmadığını anladı. Dönmemek üzere gideceğini bilen ve annesiz kalacak kızının karşılaşacağı acıları hafifletebilmek için onun yanında olamayacağını, ona öpücük veremeyeceğini düşünen bir anneye bakıyor ve o anneyi görüyordu küçük kızın giysisinde… Anne, küçük kızına duyduğu tüm sevgisini, şimdi onun giymekten gurur duyduğu bu giysiye işlemişti. 'Giysimi beğendiniz mi? ' Yaşlı bayanın aklına o an, küçük kızın sorduğu bu ilk soru geldi. Ve sorunun yanıtını, içinden kendi kendine verdi. O güne değin böylesine gösterişsiz, böylesine anne sevgisiyle donanmış ve böylesine çok sevdiği bir giysi görmemişti.
(yazarı bilinmiyor)
annabellee Özgür Platform Benim Dünyam grubundan alınma
-
ÖPÜCÜKLÜ GİYSİ Yazar: Senai DEMİRCİ Kasim 1, 2002
“Gözlerinde yaşlarla ‘Giysimi beğendiniz mi? ’ diye sordu yoldan geçen yaşlı kadına. ‘Annem onu benim için özel olarak dikti.’ Yoldan geçen yaşlı bayan, kendisine seslenen küçük kıza gülümseyerek baktı. ‘Evet, çok güzel bir elbisen var yavrum’ dedi.
Öykünün tam burasında küçük kızının yüzüne baktı. Meraklanıp meraklanmadığını bilmek istiyordu. Devamını bekliyor gibiydi. Gözlerinin içine bakarak yaşlı kadının bir sonraki sorusunu seslendirdi.
“Ama söyler misin, neden ağlıyorsun? ” diye sordu yaşlı kadın. Küçük kız, sesi titreyerek cevapladı:
“Çünkü… Bu elbiseyi bitirdikten sonra annem gitmek zorunda kaldı.”
Koltuğuna biraz daha yerleşti. Yüzünde kızına nasihat etme heyecanının çizgileri gezindi. Annenin gitmek zorunda olması ne demekti? Kızının bunu sadece kitaplarda olan bir gerçek olarak bilmesini ne kadar arzu ederdi. Ama hayat işte. Yaşlı kadının sesini seslendirerek devam etti:
“Yaşlı kadın küçük kızı avutmak istedi: ‘Anlıyorum, yavrum’ dedi. ‘Fakat üzülme… Eminim, annen senin gibi küçük ve sevimli bir kızı uzun süre bekletmeyecek, hemen dönecektir…’ Küçük kız başını iki yana salladı: ‘Hayır teyzeciğim, anlamıyorsunuz’ dedi. ‘Babam, annemin bir daha gelmeyeceğini söylüyor. O şimdi cennette, büyükannemle dedemin yanındaymış. Ama çok sonraları hep birlikte olacakmışız.’
Yaşlı kadın, küçük kızın ağlama nedenini anlayınca eğildi, kolunu küçük kızın omuzuna doladı ve “giden anne” için o da ağlamaya başladı. Sonra küçük kız, yaşlı kadını şaşırtan bir davranışla ağlamasını birden kesti, ondan bir iki adım geri çekildi ve yavaş bir sesle şarkı söylemeye başladı. O denli yavaş bir sesle söylüyordu ki şarkısını neredeyse fısıldıyor sanırdın. Şarkı, bir yavru kuşun şarkısıydı ve küçük kızın sesi yaşlı kadının o güne değin duyduğu belki de en güzel sesti…
Her okuyuşlarında olduğu gibi küçük kızın şarkısını birlikte söylediler. Sonlarına doğru kendisi sesini kesti. Şarkıyı kızının tamamlamasını bekledi. “Şarkısı bittikten sonra…” diye devam etti. Burada küçük kız yaşlı kadına küçük bir açıklama yapıyordu:
“’Bu şarkıyı bana annem, gitmeden önce öğretmişti ve kendi de sık sık söylerdi’ dedi. ‘Benden, kendisine söz vermemi istemişti. Ağladığım zaman, hemen bu şarkıyı söylememi istemişti benden. Çünkü ne zaman ağlarsam, bu şarkıyı söylediğimde gözyaşlarımın hemen dineceğini söylemişti.’ Küçük kız, bunları söyledikten sonra gözlerini gösterdi. ‘Bakın’ dedi, ‘gözyaşlarım hemen kurudu bile! ’
Kızının gözlerine baktı. Öyküdeki küçük kızın tersine tam burada ağlardı. Gözlerinden taşan damlaları yüzüne doğru süzüldü. Göz göze geldiler yeniden. Bundan sonrasını okumak ikisi için de zordu. Derin bir nefes çekti. Yeniden okumaya başladı.
“Yaşlı kadın gitmek üzere kalktığı zaman küçük kız neredeyse yalvarırcasına eteklerinden tuttu onu. ‘Teyzeciğim, bir dakika daha kalır mısınız lütfen? ’ dedi. ‘Size birşey göstermek istiyorum.’ Sonra parmağının ucuyla, giysisinde bir noktayı gösterdi: ‘Bakın, annem işte tam burayı öpmüştü’ dedi. Sonra bir başka noktayı gösterdi: İşte burada da bir öpücüğü var, sonra burada da ve şurada da… Şurada da, burada da, burada da… Buralar hep, öpücük, öpücük, öpücük dolu… Bu giysimin her yeri, annemin öpücükleriyle dolu. Beni ağlatabilecek her neden için annem bu giysimin bir yerine bir öpücük koydu.’
Burada kendisi de her defasında ağlar, boğazı düğümlenir, sesi titremeye başlardı. Kızının ellerini ellerinin içine alarak okumayı sürdürdü
.
“Yaşlı kadın, o anda yalnızca bir giysiye bakmadığını anladı. Gideceğini bilen ve annesiz kalacak kızının karşılaşacağı acıları hafifletebilmek için onun yanında olamayacağını, ona öpücük veremeyeceğini düşünen bir anneye bakıyor ve o anneyi görüyordu küçük kızın giysisinde… Anne, küçük kızına duyduğu tüm sevgisini şimdi onun giymekten mutluluk duyduğu bu giysiye işlemişti. ‘Giysimi beğendiniz mi? ’ Yaşlı bayanın aklına o an, küçük kızın sorduğu bu ilk soru geldi. Ve sorunun cevabını kendi kendine verdi. O güne değin böylesine gösterişsiz, böylesine anne sevgisiyle donanmış ve böylesine çok sevdiği bir giysi görmemişti.”
Öykünün bitmesiyle kızının yüzündeki hüzün sevince döndü. Kızının yüzünü ellerinin arasına alıp sevdi. Yeniden göz göze geldiler, yeniden. Bu defa ağlamıyorlardı. Kızının üzerindeki bluzu öptü, öptü…
“Baba” dedi, “ahiret diye bir yer var değil mi? ”
“Elbette, yavrum” dedi. “Bu dünyada şimdilik misafiriz. Annen sadece erken gitti. Ama hepimiz orada buluşacağız ve hiç ayrılmayacağız
ANTOLOJI, Yagmur-‘Umut Yolcuları’ grubundan
-
Masum bebek
Genç kadın, bebeğin güzelliği karsısında
büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sari saçları, iri mavi gözleri,
kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla
bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar
gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu.
Onun ipek yanaklarını daya doya öpmek ve
cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde :
"Dokunma bana ..." diye bir ses duydu.
"Beni okşamaya hakkin yok senin..."
Kadın korkuyla irkilip etrafına bakindi.
Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu.
Ayni sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü.
Aman Allah'ım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen
konuşan oydu. "Bana yaklaşmanı istemiyorum"
diye devam etti. "Hemen uzaklaş benden..."
Kadın, biraz olsun kendini toplayarak :
"Çocuklarımız hep erkek oluyor" dedi.
"Onlar da güzel ama kız çocukları başka.
Bu yüzden seni öpmek istedim."
"Beni öpemezsin" diye ağlamaya başladı bebek.
"Benim de seni öpemeyeceğim gibi..."
"Neden ?" diye sordu kadın."Neden öpemezsin ki ?"
Bebek, hıçkırıklara boğulurken :
"Bunun sebebini bilmen gerekir" dedi.
"Düşünürsen mutlaka bulacaksın..." Kadın, neler olup
bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi.
Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor
ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu.
Aile dostları olan tanınmış doktor,
odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini
vazodan çıkartıp kadına uzatırken :
"Geçmiş olsun hanımefendi" dedi.
"Basarili bir kürtajdı doğrusu.
Ha..! Sahi, "kız"mis aldırdığınız bebek."
-
MİNİK SERÇE
|
Avcının biri kuş avlamak için bir tuzak kurdu. Tuzağa küçük bir kuş yakalandı. Avcı, minik kuşu eline alınca şaşırdı. Çünkü minik kuş konuşuyordu. Minik kuş: -Ey insan oğlu sen birçok koyunlar, sığırlar, develer yedin. Onların etleriyle bile doymadın benim etimle mi doyacaksın? Ben senin dişinin kavuğunu bile dolduramam. Şayet beni bırakacak olursan sana üç öğüt vereceğim. Bunlar sana daha yararlı olabilir. Bu öğütlerden birini elinde ikincisini şu damın üzerinde üçüncüsünü şu dalın üzerinde söyleyeceğim. Bu öğütlerimi tutarsanız ömür boyu mutlu olursun, dedi. Avcı bu teklifi beğendi. Zaten eti olmayan bu küçük kuşla nasıl doyacaktı ki? Kuşun öğüdü belki işe yarayabilirdi. Avcı: - Peki, Söyle bakalım, dedi. Minik kuş: -Elindeyken vereceğim öğüt şudur: Olmayacak bir şeye sakın inanma. Kuş, Bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üzerine kondu. -İkinci öğüdüm: Elinden kaçırdığın fırsatlara hiçbir zaman üzülme. Kuş, şöyle devam etmiş: Akılsız insanoğlu, eğer beni kesmiş olsaydın kursağımda iki yüz elli gram ağırlığında bir inci bulacaktın. O inci seni de, çocuklarınıda zengin ederdi. O inci senindi ama kısmetin değilmiş. Öyle bir inci kaçırdın ki dünyada eşi benzeri yoktu, dedi. Avcı, bunu duyunca:"Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazık etti. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım. Ah benim akılsız kafam" diye üzülmeye saçını başını yolmaya başladı. Kuş avcının bu halini görünce: -Be aptal adam! Biraz önce ben sana ne öğüt verdim mi? Şu haline bak. İnci elinden gittiyse ne üzülüyorsun? Ben sana "Elinden kaçırdığın fırsata hiçbir zaman üzülme" demedim mi? Sözümü anlamadın mı? Sonra sana "olmayacak bir söze sakın inanma" diye ilk öğüdümü verdim. İnciyi duyunca aklın başından gitti. Benim iki yüzelli gram gelmiyeceğimi bildiğin halde nasıl içimde iki yüz elli gram inci bulunabilir? dedi. Avcı, kuşun uyarısını dinleyince, aklı başına geldi. -Haydi güzel kuş! Şu üçüncü öğüdünü de söyle, öyle git, dedi. Minik kuş dalın üzerine kondu ve alaycı bir şekilde: -Hayret doğrusu! İlk iki öğüdümü çok iyi tuttunda üçüncüsünü mü tutacaksın? dedi .ve göğün maviliklerine doğru uçtu. |
|
Yazar: Çocukça dergisinden alındı |
http://www.adnantanriverdi.com/Kisisel/ast/Hikaye.asp?Id=2
|
|
|
Ağlayan Minik Çocuk............
Eğer bir umutsuzluğa yakalanmışsa yüreğiniz, sizi her yerde gölgeniz gibi takip eder hüzün.Herkes sizi güleryüzlü,mutlu gördüğü halde; siz içinizde sürekli ağlayan o çocuğun farkındasınızdır.ve ne çikolata, ne oyuncaklar nede başını şefkatle okşamanız susturamaz onu... Çevrenizde hep sevilirsiniz ama kendinizi hiç sevmezsiniz.Yalnızlığı seversiniz size acı verdiğini bildiğiniz halde.Herkesin yalnız olduğunu düşünürsünüz kendinizce ve çift kişilik bir yalnızlık çekmektense tek kişilik bir yalnızlıktır tercihiniz. Her gece yatağınızın baş ucunda oturarak düşüncelere dalarsınız siyah gökyüzünün izlerken... İçinizdeki minik yürek en çok o zamanlar ağlamaya başlar..En çok o zamanlar yırtar kendini...Arkanıza bakarsınız akşam olmasına rağmen gölgeniz gene yanınızdadır sizin...En çok o zaman bastırır yalnızlığın verdiği acı yüreğinizi. Ailenizi istersiniz yanınızda yada sarılıp doyasıya ağlayabileceğiniz herhangi birini...Ama yoktur işte kimse ve siz özlemlerinizle başbaşasınızdır..Evinizde olduğunuz halde evinizi özlersiniz..İnsan sesidir duymak istediğiniz ama siz kucağınızda mışıl mışıl uyuyan kedinizin mırıltıları dışındas tek bir ses duymazsınız.Sizi gerçekten seven tek yaratık odur dünyada size göre... Hep aranılan insansınızdır oysa...Ama nedenseinsanlar hep en kötü anlarında ararlar sizi..İçlerindeki tüm acıyı önce size boşaltırlar sonra da o acılarla başbaşa bırakıp giderler mutlu bir şekilde...Yani onlarda aslında muhtaç olduklarında yanınızdadırlar sizin... Halbuki siz hiçkimseye muhtaç değilmiş gibi gözüksenizde hep birilerine muhtaç olmayı istersiniz ama o birilerini hiç bulamazsınız.Çünkü siz muhtaç olan değil muhtaç olunansınızdır her zaman...Muhtaç olmayı istersiniz de korkularınız engeller sizi...Çevrenizde muhtaç olacak birini göremezsiniz çünkü...Kimse sizden daha güçlü değildir..Kimse içindeki o minikle sizin kadar ilgilenmez çünkü...Hayatı akışına göre yaşarlar onlar..Halbuki siz önce kendi hayatınızı sonra da dünyanın gidişini değiştirmek istersiniz...Değiştiremediğinizi hissettiğinizde ise daha fazla ağlar içinizdeki çocuk..Siz işte o zaman anlarsınız, aslında onu sizden başkası ağlatmıyordur onu.. Çünkü siz farkında olmadan çikolataların en acısını yedirirsiniz ona ve verdiğiniz oyuncakların ya bir kolu eksiktir ya kafası...Başını okşadığını düşündüğünüz anlarda ise aslında kanatırcasına vuruyorsunuzdur içinizdeki çocuğa...Ve o bu yüzden bağırır içinizde de sizden başka kimse duymaz hıçkırıklarını...Sizden başka kimse anlamaz bir yerlerde bir çocuğun iç çeke çeke; özlemleriyle, hayalleriyle, yapayalnız ağladığını...Ve o çocuk hep ağlar, hiç susmaz... Hiç susmaz çünkü siz hep kötülükleri görürsünüz yeryüzünde ve hüzün gölgeniz olmaya devam eder her zaman...Siz ise ne gölgenizden kaçabilirsiniz nede içinizdeki o minik yüreğin çığlıklarını duymaktan... 27/12/2004 mERAL bilgiç |
|
|
ANTOLOJI.COM
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
 |
|
Ziyaretçi Defterini Oku
 by xanal0n by
|